25
Kas
2020

DÜNYANIN NAZİK KAYITSIZLIĞINA KARŞI BİR İNSANLIK HİKÂYESİ

İKİNCİ BÖLÜM

Görünenden daha mühim bir işiniz varsa eğer bu yazıyı okumayın lütfen… Takip ediyorsanız borsayı ve döviz kurlarını, bir tatil planı yapıyorsanız, aklınızdaysa hala renkli vitrinler, indirim reyonları, gözünüze daha yeşil görünen komşunun bahçesi, parlak renkli arabalar, her köşesi hayaletlerle dolu içi doldurulamayan dairelerdeyse, hiç vakit kaybetmenize gerek yoktur”

Kenar evlerinin bacalarında, kirli renkli hayaletler dolaşır kış akşamları. Burada büyüyen çocukların teni bundan alır rengini. Benizleri solgun, sıska bedenleri biçare düşer bu mevsimlerde. Kenar çocukları her sonbahar, avuç kadar ciğerlerine bu havayı soluyarak uyuya kalırlar. Ciğerlerinin en derinine işler bu havalar… Ciğerleri öyle ki, gece saatleri zatüre olmuş bir çocuğun sesiyle uykunuzun kaçması sıradandır. Bu bir itiraftır ki, o günlerin özlemini çekiyorum hala, lastik çizmelerimi yırtıncaya kadar top koşturduğum çamurlu yılları, akşam olunca köşe bucak çizmelerimi babamdan sakladığım günleri.  

Böyle bir mevsimde şehrin gök kubbesi hüzünle dolu iken bir serüveni bitirmiş yeni serüvenlere koşarken, şehrin terminalinde soludum yeniden bu havayı, tıpkı çocukluğumdaki gibi. Uzun bir serüvenden sonra okul bitti. Yıllar önce kendime sorduğum soruyu heybeme yeniden yerleştirip bir daha soruyorum kendime “ne yapmalı?” Sistemin içindeyseniz, çemberin dışına taşamıyorsanız, ya onun istekleri üzerine yol almalısınız ya da çemberin dışına taşıp başka ufuklar açmalısınız kendinize.

Okul bittikten sonra da Bülent Amca’yla olan ilişkimiz kesilmemiş hatta daha sıkı düğümlerle kenetlenmişti. Sürekli irtibat halinde kalıp, bir Resim Öğretmeni ne yapabilir bunun araştırması içine girmiştik. Bu konuda fedakârlıklarını eksik etmeden tanıdık tanımadık kim varsa bana referans oluyor, bir yerden tutunup hayata devam etmem için elinden geleni yapıyordu. Bu belirsizlikler arasında bana bir atölye açma teklifinde bile bulundu. ( atölyenin tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılamak şartıyla) Günahımın boyumu geçtiği bir dönemi tam da bitirmişken Bülent Amca’mın bu yürekli teklifine karşılık verip daha fazla ona kambur olmak istemiyordum. O ana kadar üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmişti zaten. Bir kaç iş teklifi geliyor, onlarla oyalanıyordum. Durum öylesine beklediğim gibi belirsizlik içinde de değildi. Yaklaşık altı ay sonra bir kurumdan öğretmelik teklifi almış, büyük bir hevesle mesleğime başlamıştım. Çalıştığım kurum alışılmışlığın dışında bir okuldu, çocuklar normal çocuklardan farklı, hepsi hayatta herkesten biraz daha yalnız, yaşadıkları ise herkesten biraz daha fazlaydı. Hepsinin ayrı bir hikâyesi vardı onları tanıyıp onlarla yaşadıkça size de bir hikâye katmaya başlıyorlar. Benim için biraz olgunlaşma enstitüsü oldu orası. Zaman ilerledikçe ham taraflarım biraz pişse de fazla kabullenmek istemiyordum olanları. Bülent Amca’yla bir daha ki görüşmemizde benim halimi tavrımı hiç beğenmediğini, çalıştığım okuldaki durumdan sohbet edince, bu şekilde daha fazla çalışmana gönlüm razı değil diyerek bana bir an önce başka bir çözüm bulmamız gerektiğini söyledi. Kısa bir sessizlikten sonra burada bizim bir elemana ihtiyacımız var diyerek cümleye başladı. Bizimle çalışmanı isteriz deyince doğrusu çalışabileceğimin ihtimalini bile düşünmüyordum. Hiç ilgim olmayan, vakıf olmadığım işler.  İçindeki iyi niyeti biliyorum ama kendimi de biliyorum. Hayatı boyunca hesaba, kitaba, matematiğe bir sürüngen gibi yaklaşan birisinin o yüksek dikkat ve hata istemeyen iş sahasında çalışması çok zordu. İşinde oldukça detaycı, hiç bir hataya fırsat vermeyen, disiplinli, adeta hastalık derecesinde mükemmeliyetçi bir işveren için böyle bir teklif oldukça cesurcaydı.(böyle olduğunu yanında çalışmaya başlayınca öğrendim) Tabi ki kabul etmedim edemedim, onunla olan ilişkime, beceriksizliğim ve cehaletim yüzünden gölge düşmesin istedim. İş başka dostluk başka oluyor biraz, doğrusu cesur adam bu Bülent Amca. O gün beni ikna edene kadar bırakmadı ofisten, kabul ettim ama korkudan dizlerim kırılacak gibiydi. Ne anlarım ne yapabilirim ya mahcup olursam ya yapamazsam derken 1 Temmuz 2014’te işe başlamak şartıyla ayrıldık. O gün geldiğinde sabah saati işe başlamam gerekliydi, yalnız ben ilk iş gününde işten kaytarmaya başlamıştım. Sabah gidemedim, doğrusu ayaklarım beni götürmüyordu. Belki unutmuşlardır diyerek o sabah gitmedim. Arayan da olmayınca daha da rahatlıyordum. Öğleye doğru Bülent Amca aradı, ben unuttu diye düşünürken beni beklediğini söyleyince çok utanmıştım. Hal böyle iken 2014 yılının Temmuz ayında İdeal’in kapısından ben de geçtim. İlk günler yapılanları izliyor, ne yapmaya çalışıyor bu adamlar diye aval aval seyrediyordum her şeyi. Birkaç sorumluluk yüklenince ezbere bir şeyler yapıyordum ama tüm samimiyetimle söylüyorum ne yaptığımı hiç bilmiyordum. Tabi bu Bülent Amca’nın gözünden kaçmaz… Beni alıyordu yanına; okula yeni başlamış bir çocuk gibi her şeyi tane tane büyük bir sabırla anlatıyor, arada sorular soruyor, sorulara karşılık, saçma cevaplar versem bile sabırla hiç yılmadan anlayana kadar anlatmayı kesmiyordu. Hayretler için bakıyordum bu yaşta bu sabırla benim gibi hiç bir şey bilmeyen birine sinirleri kıpırdamadan anlatması, insana “gel de şapka çıkarma” dedirtiyordu. Birkaç ay işe yarar yaramaz devam ettim, tabi bir süre sonra askerlik konusu gündeme geldi. Kasım ayının ilk haftası askere gitmek üzere tüm vedalarımı yanıma alıp yola çıktım. Hayata yeni atılan biri için askerlik öncesi ve sonrası bir bölünmedir. Herkesin korkusudur ki askerden sonra devam edeceğiniz bir işiniz yoksa eğer uzun bir süre işsiz gezmeyi göze almalısınız. Doğrusu benim de İdeal ile ilgili planlarım bundan ibaretti. Nasıl olsa askerlik sonrası başka bir iş bulur burada çalışmaya devam etmem. Bu durum da planladığım gibi olmamıştı, Bülent Amca askerden sonra da birlikteyiz gelir gelmez hemen işine başlıyorsun dedi ve öyle de oldu. Genç işsizliğin fazla olduğu hiçbir kurumun tecrübesiz eleman çalıştırmadığı bu ülkede askerli dönüşü hemen başlayacağım bir işimin olması büyük bir ödüldü doğrusu. Bu süreçte satırlara sayfalara sığmayacak birçok anı biriktirdik birlikte. Bu yaşanılan bütün bir hayatı insanlığın mahrem tarihinde gizli kalmasını istiyorum.

Askerlik sonrası “ben ne yapıyorum?” buhranları sarmıştı beni. Doğrusu ne yapmam gerektiğiyle ilgili büyük bir karamsarlığın içindeydim. Beklentilerim ve planladıklarım hiçte düşündüğüm gibi gitmiyordu. Bu süreçten sonra tüm hayat masumiyetini yitirmiş gibi geliyordu bana. İyi ki bu süreçte Bülent Amca gibi büyük bir destekçim vardı yanımda, yoksa kendimi toparlamam epeyce zaman alabilirdi. Bu durumu hiç sezdirmeden fark edip sessizce bana yardımcı olmasını o günlerde fark etmedim ama bugün çok iyi görüyorum. Sırf ben kendi işimden uzaklaşmanın hüznünü yaşıyorum diye, gönlümde isyan edecek bir yanım kalmasın diye birçok kurumda gerçekten ihtiyacı olan çocuklara ders vermek üzere gönüllü öğretmenlik yapmamın yollarını açtı bana, hem de hiçbir karşılığı olmadan hem de buna hiçbir ihtiyacı yokken. Birlikte görme engelliler okulunu ziyaret eder, orada çocukların eksiklikleriyle ilgili birçok fırsat alanları yaratırdı. Bu çocuklarla ilgili bir Resim Yarışması düzenleme fikrini verdiğimde hiç tereddütsüz kabul etti ve yarışmanın tek sponsoru olarak gerçekten ihtiyacı olan o çocuklara kendi heyecanı ve hakkı ile destek kapıları açtı.

Aradan tam 13 yıl geçti, evrenin sonsuzluğuna bakarsanız zaman mefhumunda bir toz zerresi ama bana sorarsanız bütün bir hayat, ömrümün neredeyse yarısı. İnsan hayatta her zaman iyi insanlarla karşılaşamıyor, nitekim hikâyenin en başında bahsettiğim gibi; insanlara güvensiz yaklaşımım, savunma radarlarımı sonuna kadar açtığım bir dönemden bu güne kadar hayatımda birçok şey değişti. O, işlerine yardımcı olacak birisini almadı aslında, isteseydi benim yerimi dolduracak benden daha nitelikli daha becerikli, belki daha çok hak eden birini yanında çalıştırabilirdi. O, her zaman yaptığı gibi kazanmak istedi; insanın doğasına, insanın edebi yalnızlığına bir tohum atmak istedi, attığı tohumu filizlenirken görmekti bütün derdi. Yapılan edilenleri yaşanılanları anlatmak sayfaları doldurdukça dolduracaktır şüphesiz, birazda benim mahrem alanımda gizli kalsın istiyorum. Her günü aklımda, her satırı yazılmayı hak ediyor olsa bile, mektupları başkaları tarafından okunmuş bir divanenin yerinde olmak istemem. Şu hayat kıymet verdiğimiz metalardan daha kıymetli şeylerle dolu. Bu gerçeklik gözle görülmez belki ama gören insanlarla buluşmak en büyük insani değerdir. Hak baki olunca bu dünyada geride bıraktığımız tek kalıcı olan sevgi ve sadakattir. Tıpkı O’nun bana söylediği gibi “hatırlanıyorsan yaşıyorsun demek ki” bir ömrü hatırlanmak için yaşamak.

Herkes hayatta kendine güvenli limanlar arar ve bütün ömrümüz bunu aramakla geçer… Sözgelimi; cebimizde Türk Lirasının en kıymetli banknotu olan 200 lirayı taşırken bile kendimizi kısa bir süreliğine de olsa güvende hissederiz. O kıymetli dediğimiz paranın tam arkasında öyle bir söz var ki servet olan şey de o dur. “Sevelim Sevilelim” birçoğumuz o kıymetli paranın ihtişamından bunu fark etmedik belki ama bu hayatta baki kalacak tek şey de budur. Belki yıllar sonra bizden geriye bir şey kalmayacak ama bu halka arz ettiğimiz, insanlığın edebi yalnızlığının mektupları bizden sonra da kalacak ve o zaman bileceğiz ki asıl servetimiz hatırlandıklarımızdır. Ben o ilk gün Bülent Amca’yla karşılaşmasaydım, onunla görüşmemek için direnseydim bu gün hayatım çok daha farklı olabilirdi, bu gün yaşadıklarım yalnızca bir hayalin arta kalanları olarak hayatıma yerleşebilirdi. Olmayacak bir şeyi oldurmaya gücüm yetmeyecek ve belki de çoktan pes edip tüm idealleri rafa kaldırarak hayata devam ediyor olacaktım. Hayat bu iyi insanların sayesinde daha da yaşanılır bir hal alıyor.  Ben Bülent Amca’yla tanıştığımda daha henüz 18 yaşlarında çocukluk aklının kabuğunu üstümden atamadığım bir dönemdeydim ve bu hayata dair sahip olduğum, farkında olduğum hiç bir şeyim yoktu. Şu an 32 yaşında, evli, iki çocuk babasıyım en önemlisi bu gemiyi yürütecek bir işim var. Bu zaman dilimine kadar yaptığım bütün her şey de mutlaka onun desteği yardımı oldu. Bu süre zarfında başımdan kötü denilecek olaylar da geçti. Her seferinde ensemde ilk nefesini hissettiğim insan yine o oldu. Ben onun yardımlarıyla okudum onun yardımlarıyla evlendim ve hala onun yardımıyla çocuklarımı büyütüyorum. Onun yanında olmak yalnızca bir kazanç kapısından daha fazla şeyi barındırıyor içinde, bir insanlık hikâyesi böyle şekilleniyor. Ya onunla karşılaşmasaydım dediğim her an, yaşanmamış bir hikâyenin kaygı krizleri kaplıyor benliğimi.  Dünya bu nazik insanların hatırına dönüyor, bu duyarsız, bu senin varlık sahanı daraltan sistem böylesi insanların sayesinde daha yaşanılır bir hale geliyor. Bahar bu insanların uğruna çiçekler veriyor. Bu Dünya biz insanlara kayıtsız, yaşadığımız güzel anılar mahrem tarihimizin tozlu raflarında sathi kalacaktır belki ama çocuklarım bu Bektaşi fıkralarıyla büyüyecek ve bilecekler ki her hikâyenin sonunda mutlaka kötüler kazanır ama hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın önemli olduğunu düşünecek ve onları yendiklerini bileceklerdir.

FAHRİ ERTÜRK

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞADIKLARIM YERE GÖĞE SIĞMAZ
DEĞERLİ GÜZEL İNSANLAR, İYİLİKLERİYLE HER DAiM VAR OLSUN!
Biz Sizin Değerinizi, Sizi Kaybettikten Sonra Anladık
HAYATIMDAKİ DÜZGÜN KİŞİLİK VE BÜYÜK ŞANS

Cevap bırakın